İnceleme

The Last of Us Part II Detaylı Hikaye Analizi

The Last of Us Part II Detaylı Hikaye Analizi

Çıkışından beri oyun dünyasında ciddi eleştirilere maruz kalmış The Last of Us Part II için detaylı bir senaryo analizi yapmaya çalıştık.

Last of Us, oyun dünyası için çok önemli bir isim. Oyunun baş tasarımcısı olan Neil Druckmann’da öyle tabii ki. Bu iki isim de oyuncular tarafından sevilir ve saygı duyulur. En azından birkaç hafta öncesine kadar öyleydi. Şu anda ise, Last of Us’ın yeni oyununun aldığı kararlar yüzünden hem seri hem de Neil Druckmann oldukça ağır eleştirilere maruz kalıyor.

Tha Last of Us Part II, hikaye bakımından bu kadar ağır eleştiriler alınca biz de bu konu için bir iki kelam edelim dedik. Şimdiden uyaralım, bu yazı oyunun sadece hikayesi ve hikayesine etki eden elementleri konu alacak. Genel bir oyun incelemesi değildir. Ayrıca yazının çok ciddi spoilerlar içereceğinin de uyarısını şimdiden verelim. O zaman başlayalım.

Temeller

Oyunun ana hikayesi, Ellie’yi Ateş Böcekleri’nin hastanesinden kurtardıktan 4 yıl sonrasında geçiyor. Joel ve ile birlikte Tommy’nin yanına dönmüş ve post apokaliptik bir dünyada yaşanılabilecek en normal hayatı yaşamaya başlamıştır. Sonrasında ise kendisini bu konforlu yaşamdan çıkaracak bir olay yaşar. Joel’un, birkaç insan tarafından gözlerinin önünde katledilişi, bu olayın ta kendisidir.

Bahsettiğim, konforlu alandan çıkışa zorlanma olayı aslında çok basit bir hikaye anlatım tekniğidir. Kahramanın yolculuğu teorisine, veya şablonuna, göre kahramanımız(Ellie) kendisini maceraya atacak bir olay ile karşılaşır. Bir önceki oyunda bu olay, Marlene’den aldığımız teslimat görevidir. Tess’in ölümü ile de karakter motivasyonu daha da pekişir.

İki oyun arasındaki temel fark, anlatmak istediği hikayede yatıyor. Last of Us, klasik bir zıt kutuplu insanların, engeller aştıkça birbirlerine bağlanmalarını anlaran bir yol hikayesiydi. The Last of Us Part II ise çift kutuplu bir intikam hikayesi.

Oyunun başında bize tanıtılan toplamda iki yeni önemli karakter var. Dina ve Jesse. Abby ve topluluğunu saymıyorum çünkü onlar bize tanıtılmıyorlar, sadece gösteriliyorlar o kadar.

Bu karakterlerden Dina, bizim ilk ve en uzun yol arkadaşımız. Jesse ise Dina’nın eski sevgilisi. Bu karakterler aslında oldukça başarısız bir şekilde oyuna yedirilmiş karakterler fakat buna daha sonra geleceğim.

Yani oyunun temelleri bu şekilde. Önceki oyundan sevdiğimiz baba figürü Joel, bazı insanlar tarafından gözlerimizin önünde katlediliyor. O insanlar bizi öldürmüyor fakat önce Joel’un kardeşi Tommy, ardından ise Ellie ve Dina, intikam hırsıyla o insanların peşine düşüyor.

Karakter Motivasyonları

Senaryo yazımında karakter motivasyonları belki de en önemli unsurlardır. Karakterlerinizin yaptıkları hareketlerin nedenleridir bunlar. Joel neden oyun boyunca hüzünlü gözüküyor? Çünkü kızı gibi gördüğü Ellie ile araları çok kötü durumda. Ellie neden W.L.F’nin peşinde? Çünkü arasını düzeltmeye çalıştığı baba figürü, W.L.F üniformalı insanlar tarafından gözlerinin önünde katledildi. Dina neden yanımızda? Çünkü… Aşık?

Oyun boyunca kafamda cevaplamaya çalışıp durdum bu soruyu. Dina neden yanımızda. Evet, Ellie ile duygusal bir bağı olduğunu birkaç sahne ile birlikte bize gösterdiler fakat bu, koca bir orduya kafa tutmak için yeterli mi? Oyun boyunca bize gösterilen, Dina ve Ellie’nin şehirden çıkmadan önceki ilişkisi sadece bir ergen sevdasından ibaret gibi gözüküyor. Sizinle birlikte cehenneme inecek bir insanın motivasyonunu göstermek için birkaç öpücük sahnesi yeterli mi? Hayır. Dina’nın bize gösterilen motivasyonu, Jesse’nin motivasyonundan bile gereksiz. O çocuğun Joel’u gerçekten sevdiğini biliyorduk ki bunu bize sadece iki cümle ile vermeyi başarmışlardı. “Sorsaydın gelirdim” ve “Joel’a hayrandım.” Dina’nın bunca yolu gelmesinin tek sebebi Ellie fakat bunu asla göremiyoruz.

İntikam Hırsı

Ellie ile birlikte yaklaşık 10 saat boyunca önümüze gelen herkesi katlederek ilerliyoruz. Asker, köpek, bizi bağışlayan insanlar veya hamile bir kadın olması umrumuzda bile değil. Önümüze geleni biçerek yolumuza devam ediyoruz. Bu tabii ki de olması gereken bir şey fakat yapımda bu durum gözümüze sokuluyor. Vahşet her zaman gözümüzün önünde. Nadiren de olsa önümüzde diz çöküp merhamet dileyen insanları bile katlediyoruz. Bu vahşetten hayvanlar bile nasibini alıyor.

Gözümüze sokulan bu intikam hırsı oldukça ucuz bir senaryo numarasıdır. İnsan hayatının önemsizleştirildiği saf bir aksiyon filmi izlemiyorsanız yapımın yapacağı şey bellidir. Sizi kötü hissettirmek. İntikam uğruna yaptığın şeyler ile yüzleşmeni veya intikam almak istediğin kişi ile empati kurmanı isteyecektir yönetmen. Bu yapımda ikincisi gerçekleşiyor.

Joel’u katleden Abby, Ateş Böcekleri’nin hastanesinde, Ellie’nin ameliyatını gerçekleştirecek olan doktorun kızı. Doktorun nasıl birisi olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Edemeyenler için ben size açıklayayım. İyilik timsali. İnsanlara ve hayvanlara yardım etmek için her şeyi yapabilecek bir melek. Hatırlatmak isterim ki siz onu öldürdünüz. Joel onu ilk oyunda öldürdü. Bu, Joel’un ölmesi için yeterli bir sebep değil mi?

Belki öyle belki de değil fakat burada Neil Druckmann’a hatırlatmak istediğim bir şey var. Çocuk filmi yapmıyorsanız tamamen beyaz veya siyah olay örgüleri ve karakterler her zaman yapmacık durur. İyi işlenmiş bir iyi karakter tabii ki de Abby’e sempati duymamızı veya Joel’a sinirlenmemizi sağlayabilir fakat bu karakterin ‘iyi’ birisi olduğu bu kadar gözümüze sokulunca senaryonun inandırıcılığı kalmıyor.

Bebeğin Elinden Şekerini Almak

The Last of US Part II’de, oyuncuda travma yaratmak için kullanılan taktik oldukça bilinen bir yöntem. Müşteriye karakteri sevdir, ve karakteri öldür. Bu kadar basit.

Oyun, bu travmatik öldürme işlemini birkaç şekilde yapıyor. Bağ kurduğumuz ilk karakterlerden Joel’un oldukça kötü bir şekilde öldürülüşüne şahit oluyoruz. Yavaş ve acılı bir ölüm yaşıyor Joel. İzleyicinin bağ kurmasını istediği Jesse ve sonradan aslında ölmediğini öğrendiğimiz Tommy ise çok ani bir şekilde ölüyor. Bu ani ölümün amacı aslında bağ kurduğumuz karakterlerin ne kadar önemsiz ve savunmasız olduklarını göstermek. İnsan hayatının bir önemi yok. Bu insanlar, ana karakter için önem taşısalar dahi.

Yani Neil Druckmann, bize bazı karakterleri sevdiriyor ve sonrasında onları gözümüzün önünde öldürüyor. Bunu yapmasının amacı sonrasında üstüne basa basa vermeye çalıştığı mesajın etkisini arttırmak.

İntikam Kötüdür

Oyunda çok ciddi bir alt metin var. O kadar ciddi ki Neil, bu alt metni saklamayı unutmuş.

Yapımda toplam 4 kez intikam arayışına şahit oluyoruz. Abby’nin, babasının intikamı için uğraşması. Ellie’nin, Joel’un intikamı için uğraşması. Abby’nin, arkadaşlarının intikamı için tiyatroyu basması ve Ellie’nin, kendisini bağışlamasına rağmen bir kez daha Abby’nin peşine düşmesi.

Bu arayışların her birisi bir diğerini tetikledi. Fırsatı olmasına rağmen Abby’i öldürmeyen Ellie ise  bu döngüyü kırdı. Yani Neil Druckmann’ın anlatmaya çalıştığına göre Ellie, kazandı. Evine döndüğünde artık bir ailesi olmadığını görse bile kazandı çünkü artık daha fazla kan dökülmeyecekti.

Bu aslında oldukça güzel düşünülmüş bir hikaye. Basit fakat etkili. Peki biz bu etkiyi neden hissedemedik? Bunun nedeni, yapımın bize hikayeyi anlatırken bazı şeyleri çok zorlaması ve başarısız olması. Oyunu oynayan veya izleyen ve sonucunda etrafa küfürler saçan birçok insanın birkaç gün sonra hikayenin aslında o kadar da kötü olmadığını söylediğini göreceksiniz. Bunun nedeni hikayenin gerçekten de iyi olması fakat anlatım o kadar kötü ki hikayeyi sindirmek için oyuncuların zamana ihtiyacı oluyor.

Birkaç Küçük Sorun Daha

Senaryonun genel sıkıntılarını anlatabildim mi yoksa tamamen saçmaladım mı hiçbir fikrim yok. Eğer istediğinizi veremediysem buraya kadar okumuş herkesten özür dilerim. Yine de birkaç şey söyleyebildiğimi düşünüyorum. Şimdi ise yukarıda anlatmaya değer bulmadığım birkaç sıkıntıdan bahsedeceğim.

İlk oyunun temposu gerçekten fazlasıyla başarılıydı. Bunun nedeni ise oynanış ve Ellie ile Joel’un ilişkisinden çok oyunun bize tanıttığı yan karakterlerle ilgiliydi. Marlene, Tess, Bil, Tommy, David, kardeşer, vs. Bu karakterler oyunun tamamına yayılmış ve bize hem hikayeyi daha içten yaşamamız hem de oyunun temposuna alışmamız konusunda yardım ediyordu.

The Last of Us Part II’de ise karakter tanıtmak diye bir kavram neredeyse yok. Oyunun başında Ellie ile birkaç karakter tanıyoruz, Oyunun ortasında Abby ile birkaç karakter tanıyoruz ve bitti. Geri kalan zamanlarda ya bu karakterler ile birlikteyiz ya da tek başımızayız. Karakterler, tempoya hiçbir şekilde hizmet etmiyor.

Diğer bir gözüme batan konu ise Abby ile oynamak. Evet, onu tanımamız ve kendimizi suçlu hissetmemiz için Abby’nin hikayesini tecrübe etmemiz gerekiyor fakat oyuncuları, sevmedikleri bir karakter ile oynamaya zorlamak oyun tercrübesini kötü etkiliyor. Ellie’ye vurmaktansa orada tiyatroda defalarca kez ölmeyi göze alacak insanlar tanıyorum.

Son Söz

The Last of Us Part II, gerçekten fena olmayan bir hikayeye sahip. Yukarıda yazdıklarımdan sonra bunu söylememe şaşırmış olabilirsiniz fakat temel hikayeye bakıldığında gerçekten işe yarar bir senaryo oluyor elimizde. Neil Druckmann’ın bunu oyuna yedirme biçimi ise benim açımdan bir hayal kırıklığıydı.

Kendisini gerçekten oldukça seven bir insanım. Last of Us’daki ve Uncharted 4’deki başarısına çok büyük bir saygı duyuyorum. Bu yapımlar, her bakımdan kendime örnek gösterdiğim oyunlar fakat iş Last of Us Part II’ye geldiğinde söyleyebileceğim yegane şey amatörce oluyor. Oyunda, amatörce yapılan senaryo hataları mevcut ve daha da üzücü olan kısım, bunları düzeltmenin oldukça kolay olması.

The Last of Us Part II iyi bir hikayeye sahip ama çok daha iyi olabilirdi. Hem de çok daha iyi. Neil Druckmann biraz daha iyi kararlar alabilseydi oyunun Metacritic puanı bu kadar düşmezdi.

Yorum yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir