League of Legends

Oynuyoruz Ama Biliyor Muyuz? Aphelios ve Hikayesi

Riot Games

LoL’un yeni şampiyonlarından Aphelios, oyundaki en karmaşık mekaniğe sahip şampiyon olarak biliniyor. Çıktığı yamadan beri alt koridoru işgal eden nişancı, profesyonel arenada da çok sevilen ve tercih edilen bir seçim. Hadi gelin, “İtikatın Silahı Aphelios” ve hikayesini yakından inceleyelim.

Aphelios, Targon Dağı’nda yaşayan bir Lunari topluluğuna mensup. Lunari inancı Ay’a tapmayı temel alıyor ve yıllardır Targon Dağı’nda yaygın olan bir diğer inanç olan Solari mensupları tarafından bastırılıyordu. Kafir sayıldıkları için de bu inanca sahip insanlar öldürülüyordu.

Gözde ve özel ikizler

Targon Dağı’ndaki nadir Ay kavuşması sırasında ikiz kardeşler doğdu. Ay kavuşmasını açıklamak gerekirse bu olay, maddi yani Dünya’daki ayın ruhlar alemindeki halinin yansımasında kalarak tutulmasıdır ve çok nadir gerçekleşir. Böyle özel bir günde doğan 2 çocuk da çevresi tarafından sevgiyle karşılandı ve hep ilgi odağı oldular.

Aphelios’un bedeni güçlü ve sağlamdı, kız kardeşi Alune de büyük bir sihir gücüne sahip biçimde doğmuştu. Dindar bir çevre tarafından yetiştirilen ikizlerin temel aldığı şeyler gizem, derin düşünce ve keşifti. Karanlığı da sadece inançları yüzünden değil, onları diğer şeylerden koruyabilecek tek şey olduğu için kucakladılar.

Dediğim gibi Solariler, Lunarileri gizlenmeye zorladılar ve artık o kadar yıl sonra çoğu Solari, Lunarilerin varlığını bile unutmuştu. Unutulmanın avantajını kullanan Lunariler, tapınaklar ve mağaralarda eğitim görüyorlardı. Aphelios, tılsımlı ay taşlarından yapılma silahlarını kullanarak dur durak bilmeden çalışıyordu ve gözde bir öğrenciydi. Ayrıca kız kardeşiyle de çok derin bir bağ kurmuştu. Git gide daha tehlikeli görevlere gönderilen Aphelios bu görevler yüzünden tapınaklarını geride bırakmak zorunda kalıyordu. Böylece kahinlik eğitimi alan kız kardeşinden giderek uzaklaştı. Bunun sonucunda da inancı zayıfladı.

Dilsiz suikastçı

Aphelios’un kendine bir amaç bulması gerekiyordu ama ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Sonunda karanlıkların içine doğru törensel bir yolculuk yapmayı kabul etti. Lunarilerin bu tören sonucunda hayattaki amaçlarını buldukları söylenirdi. Ay ışığında bir su birikintisine varan Aphelios, zehirli noctum çiçeklerinden gördü. Aphelios bu çiçeklerin içene güç verdiğini bildiği için noctum çiçeği özünü içti ve zehir yüzünden çok büyük bir acı duydu. Zehir yüzünden Aphelios artık konuşamıyordu.

Hemen kısa bir süre sonra da, yüzyıllar boyunca çok az defa ortaya çıkan “Marus Omegnum” tapınağının ruhsal alemden maddi aleme geçiş yaptığına şahitlik etti. Etraftaki Lunariler bunu izlemek için de hemen toplandılar. Tapınak her ortaya çıkışında kendisiyle birlikte ruhlar alemine geçiş yapması için büyü gücü yüksek bir kişiyi içine kabul ederdi. Bu sefer bu kişi Alune olacaktı. Alune’nin geçiş töreni sırasında ise her nasıl olduysa Solariler, yıllar sonra Lunarileri bulmuşlardı.

İki inancın çarpışması

Solariler, kafir olarak adlandırdıkları Lunarilerle yaptığı o savaşı da kazanmışlardı ve Aphelios yanında duran ay taşı silahlarıyla yerde yatıyordu. O sırada tapınağın merkezine varan Alune, gerçek gücünü ortaya çıkardı ve Aphelios içinde bir yerlerde kız kardeşi Alune’nin sesini duyduğunu hissetti. Alune hemen Aphelios’un tılsımlı silahlarını onarıp onun eline verdi. Kardeşler, savaşın kaderini bir anda tersine çevirdi ve orada bulunan tüm Solarileri darmaduman etti. Aphelios’un damarlarında akan zehir sayesinde ruhani alemdeki tapınağın içinde bulunan Alune, kardeşiyle iletişim kurabiliyor ve büyüsünü yansıtabiliyordu.

“Yazgılarını ancak şimdi anlamışlardı. Aphelios acıyla kendi içini boşaltacak, bu sayede ayın gücüyle dolacaktı. Alune tapınakta tek başına yaşayacak ama dünyayı kardeşinin gözlerinden görebilecek ve ona rehberlik edebilecekti.”

Artık Solariler, Lunarilerin hayatta olduklarını biliyorlar ve Lunarilerin silahı olan bu iki kardeşe her zamankinden çok ihtiyaç var.

Yorum yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir